Yaratıcı Düşünme: 7 Yaşında Olduğunuzu Hayal Edin

Okuyan herkesin unutamadığı masal Küçük Prens’in kahramanı “Büyükler aslında hiç bir şeyi kendi başlarına anlayamazlar ama onlara her şeyi durmadan anlatmak da çocuklar için çok yorucudur. “ der. Ayrıca kitabın orijinalinde hiç “yetişkin” kelimesini kullanmaz. Onun yerine “büyük insanlar” der. Her ne kadar kitapçılarda ısrarla çocuk kitapları arasına konsa da Küçük Prens, aslında büyüklere yazılmış bir masaldır. Kitap bir resimle başlar. Küçük Prens 6 yaşındayken çizdiği resmin ne olduğunu yetişkinlere sorar. Eğer siz yaratıcılığını kaybetmemiş bir yetişkinseniz, resimdeki fil yutmuş boğa yılanını kolayca görebilirsiniz. Ama eğer “gerçek” bir yetişkin iseniz bu resim size göre sadece bir şapkadır.

Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry’nin dünyada yaklaşık 140 milyon adet satmış olan ünlü masalı Küçük Prens’te de anlatıldığı gibi; aslında çocuklar yetişkinlere göre çok daha fazla yaratıcıdır. Peki büyüyünce içimizdeki bu yaratıcılık neden kayboluyor ve yaratıcılığımızı tekrar kazanabilir miyiz?

Rus kökenli Amerika’lı yazar Maria Konnikova’nın Scientific American dergisinin internet bloğunda yayınlanan “Literally Psyched”  adlı yazısında da belirttiği gibi yaratıcı düşüncenin önündeki en büyük engel; insanların yaşlarının büyümesi ile birlikte abartma duygusunu da kaybetmesi. Çünkü insanlar büyüdükçe dünyaları ve yaşadıkları ortam da değişiyor. Konnikava’ya göre dünyada çok az sayıda şanslı insan içindeki merak duygusunu koruyabiliyor, varlığını sorguluyor, hayatının ve var olan imkanlarının aslında eğlenceli olan taraflarının farkına varabiliyor ve dolayısıyla daha genç kalabiliyor. Ünlü yazar, 19.yüzyılın en büyük Fransız şairlerinden birisi olan Charles Baudelaire’den bir alıntı yaparak “yaratıcı yetişkinin düşünce yapısı; yetişkin birinin fiziki imkanlarıyla donatılmış çocukluk dönemi ile istemsiz bir şekilde biriktirilen tecrübe toplamına bir düzen sağlayamaya çalışan analitik düşünce yapısından başka bir şekilde değildir.”  diyor.

Maria Konnikova’nın blogda yayınlanan yazısında da anlatıldığı gibi, 2010 yılında Kuzey Dakota Üniversitesi’nde bir grup psikolog tarafından deneysel bir çalışma yapılmasına karar veriliyor. Sezgisel düşünce yapısı ile ilgili bu çalışmada kişilerin büyüdükçe çocukluklarını da geride bıraktıkları düşüncesi ile aslında orijinal fikirlerin kaynağı olan yaratıcı düşünce kaynaklarını da geride bırakıp bırakmadıkları araştırılıyor. Yapılan araştırmada üniversite öğrencilerine aslında cevabı çok basit olan şu soru soruluyor: “Bugün okulun tatil olduğunu hayal edin. Ne yapmak istersiniz, ne düşünürsünüz ve nasıl hissedersiniz?”

Sonuçlar mı?

Konnikova yazısında devam ediyor; “Bütün öğrencilerin temelde aynı soruya cevap vermesi istendi. Ancak sadece bir grubun kağıdına ufak bir cümle daha eklendi: 7 yaşında olduğunuzu hayal edin.” Sonuçlar ise beklendiği gibi çıkıyor. 7 yaşındaymış gibi soruya cevap veren öğrencilerin yaratıcılık seviyesi, yetişkinlerin çok üzerine çıkıyor. Çok daha özgün cevaplar alınıyor ve hem sözlü hem yazılı cevaplarda 7 yaşında olduğunu hayal eden öğrenciler yetişkinlere adeta toz attırıyor.

Aslında büyüdükçe yaratıcılığı kaybetmenin temel nedenlerinden birisi de büyüdükçe merakın azalması. Çocuklar 7 yaşına kadar yeni görüntüleri, yeni sesleri, yeni kokuları, yeni insanları, yeni hareketleri ve yeni deneyimleri büyük bir merakla izliyor. Çünkü yeni olan her şey onlara heyecan veriyor. Ancak büyüdükçe zamansızlıktan ve hayat kavgasından dolayı bu heyecan ve merak kayboluyor. Aslında eğer yeni şeyler öğrenmek için merak duygusu korunursa, yaratıcılık da büyürken devam edebiliyor.

Kendinizi çocuk olarak hayal edin ve zihninizi özgür bırakın. Zihniniz özgür kaldıkça kapılar açılacak ve yaratıcılık duygusu da harekete geçmeye başlayacaktır.

Kaynak

Paylaş

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir